Saturday, December 31, 2011

Faytoncu Hiristo ve Atı Yok

Bakırköy ve Yeşilköyde istasyonun yakınlarında faytonlar müşteri beklerlerdi. Havada bir üre kokusu, ve yerlerde sarı saman. Atlar arasıra kişnerlerdi, bazen şırrrr ya da pat pat def-i hacet durumları. Yazın bacaklarına su boca ederlerdi serinlesinler diye. Teneke kovalarda su getirirlerdi bir kova suyu hapır kopur içerlerdi. Bakırköydekiler mezarlığının hemen yanında, şimdi minibüslern durağının olduğu yerdeydi. O zaman Bakııköyden civar köylere minübüs çalışmıyordu. Sadece Bakırköy Beyazıt vardı. Faytonların kimisi çift atlu kimisi tek atlı. Fenerli olanlar var, püsküllü olanlar var. Kışın kenarları kapatılırdı yazın ise açılırdı püfür püfür. Cumartesi pazarından alışveriş edenler Ataköy'e inmek için kullanırlardı. Istasyondan yürüyüp gelrler Incirli caddesine, ya da Demirkapı caddesinden Mazhar Osman'a giderlerdi.Osman Amca, Mustafa'nın sünnetinde fayton tutmuştu mahallede dolaştırmışlardı tüm çocukları. Istasyon caddesinde, Sakızağacı her yerde görürdünüz faytonları. Arabaların fazla geçmediği dönemler fayton sürücüleri de çevrenin çocuklarını da tanırlardı. Bizim evin oraya müşteri getirdiğinde arkasına asılırlardı,  kırbaçı şaklattırlardı çocuklara. Ben ise izin isterdim binebilir miyim arkasına. Yolun başına kadr izin verirlerdi bazen belki de yokuş aşağı giderken yolun altbaşına kadar kısa bir zaman bindiğim içindi, belki de beni sevdikleri içindi izin vermeleri kimbilir.

Faytonculardan arasında birisi vardı ki o diğerlerinden farklı idi. Hiristo amca aksanlı, pek fazla konuşmayan biri. Diğer faytoncular hep konuşurdu. Ne yapıyorsun, kaça gidiyorsun, baban ne iş yapıyor vs. Dediklerine göre dulmuş, çocukları olmamış. Atı ile farklı bir dostluğu vardı. Birgün babam, babaannem, annem ve kardeşim ile Hiristo'nun arabasına bindik. Hava kar çiseliyor  at çok yavaş gidiyor, babam tezcanlı. Hiristo biraz hızlı sürsene diyor. Kendine has aksanı ile yok diyor at gitmiyor beyim. Kırbaçı göster bak nasıl gider diyor babam. Hiristo diğerleri gibi şaklatmıyor kırbaçı. Hiriston'un atının yelleri çok güzel. Insan kıyamıyor bu ata. Neden fayton çeker onu da anlamıyorum. Yokuşa gelince at iyice yavaşladı bir adım atıyor sonra diğerini neredeyse adım adım. Atladı babam aşağı ben yürüyerek giderim dedi.  Hiristo anlatmaya başladı. Meğer bu at yarış atı imiş Veli Efendide zamanında. Kendini sakatlamış koşamaz olunca sahibi satmış. Karısını kaybetmiş,  bekar hayat yaşarken durumu iyice bozulan faytoncunun tek arkadaşı o kalmış.Indigimiz yokuşdan yagıışlı birgün inerken ayağını incitmiş, o gündür bugündür oradan inerken ne zaman hava bozsa oradan inmek istemezmiş. Hiristo da hava bozuk olduğunda pek müşteri almak istemezmiş bizim oraya. Ama bu akşama kadar saman ve ekmek parasını denkleştiremişler o yüzden müşteri almış.

Hiristo birgün akıl hastenesinin bahçesine geldi. Belki daha önce de geliyordu, o zamana kadar ben rastlamamıştım. Atını çözdü, zuladan çıkardı nevalesini ve şarap şişesini. Çilingir sofrasını kurdu. At yavaşça gelip yatıverdi çimlere başını da koydu onun kucağına. Transistörlü radyosundan şarkılar çalıyor. Şişeden şarap içerken bir yandan atına da içiriyor. Gülüyorlar birbirlerine. Hiristo onunla dertleşiyor, at ne diyor bilmiyorum ama o da gülüyor sanki.  Uzaktan bu arkadaşlara bakıyorum. Zaman geçiyor sonra gidiyorlar beraberce. Her bahar ritüel gibi tekrarlıyor, Mayıs aylarında beraber piknik yapıyorlar, eğleniyorlar. Başkaları görüyor mu bilmiyorum ama ben biliyorum sırlarını nerede oturup eğlendiklerini. Sağrısı, kuyruğu, yelesi akıtması ile çok seviyorum onun atını. Arabası o kadar süslü değil ama atı güzel. Her fırsatta onun atını seviyorum. Bana sevdiriyor atını. Diğer çocuklar ona vururken ben dokunmaktan hoşlanıyorum o da sakin duruyoır ben ona dokununca.  O diyor, bilir benim dilimi, ben de onun.  Hiç bir zaman bilemedim ne konuştuklarını o çimenlerin üzerinde bir şişe şarap ile ne konuşurlardı, kimbilir? Türkiyeden ayrıldığımda onlar hala oradaydı. Geldiğimde Bakırköyde   faytonlar yoktu. Faytoncular, atları, faytonları ne oldu bilmiyorum. Onların yerinde şimdi zıpkın minibüs şoförleri var, sıra sıra minibusler, Bir kenarda onlarca insan sabahın ilk saatlerinden itibaren sıra oluyorlar.hepsi birbirne benzeyen sarı minibüsler, havada eksoz kokusu ve motorun gürültüsü ve kolonlardan duyulan müzik sesi.

Eskiden çift yönlü sokak tek yönlü olmuştu. Mezarlık yeniden düzenlenmiş ve yol genişlemesi sırasında Ebuziyya Efendi'nin mezarı kaybolmuştu  Istasyon caddesi trafige kapatılmış, yolun altına psajlar yapılmış. Köyler artık yerleşim merkezi olmuştu. Çırpıcı ve Aya Mama dereleri köylere kurulan fabrikaların atık sularını Marmaraya taşıyordu. Sanayileşen, gelişen, büyüyen ülkenin değişimini bir başka açıdan gözlemliyorum.

0 comments: